PAROS Dergisi Haziran Sayısı

Duygular bize ne söyler?

Nietzsche’nin de dediği gibi “bize en yakın olan şey hakkında, çoğu zaman hiçbir ipucumuz yoktur. Hiçbir şey bize kendi duygularımızdan daha yakın değildir; ancak yine de onları anlamayız.”

Duygular hakkında düşünmeye başladığımızda aslında çoğumuzun pek çok fikri vardır; duygular önemlidir, önemsizdir, üzüntü bir an önce geride kalmalıdır, öfke zararlıdır, mutluluk mutlaka olması gerekendir gibi… Çoğumuz için duygular, iyi ve kötü olarak ayrılmaktadır. Olumsuz olandan bir an önce kurtulmak, olumluları ise hep hayatımızda tutmaya çalışmak zorundaymışız gibi tüm çabalarımızı bu yönde sürdürmeye neredeyse kodlanmışızdır. Bazıları içinse hiçbir duyguya yer yoktur bu hayatta. O bir nevi mantığın zıddıdır, güvenilmez olandır, hatta gereksizdir. Aklın çalışıyorsa yeterlidir.

Duygu bazıları için ise taşkın bir şeydir, onu bir kere hissetmeye başladığınızda size hükmeden, asla durdurulamayan, sizi siz olmaktan çıkaran bir şeydir. Başa beladır. Sonuç olarak duyguların birkaçına tolerans vardır, diğerleri ya kötüdür ya bastırılmalıdır ya da kaçılmalıdır. Oysa iş bir insanı anlamaya geldiğinde duygular en temel kılavuzlardandır. Sağlıklı olarak ortaya çıkan her bir duygunun bir haberci gibi size söylemek istedikleri, bağımsız bir mesajı, istekleri, ihtiyaçları ve ruha dair kendi hedefleri vardır. Duygular renkler gibidir; hoşunuza gider ya da gitmez ama vardırlar, gereklidirler ve bazen geçmişin bazen geleceğin elçisidirler. Duygularınızın size söylemek istediklerini anlayıp, bastırmadan kaçmadan akmalarına izin verdiğinizde size birçok şey katarak geçip gittiklerini göreceksiniz.

Gerçekten de duygularınıza, ruhunuzun ihtiyacı olanı size göstermeye çalışan bir elçi gibi baktığınızda neler görebileceğinizi bir düşünün. Öfke mesela, birilerine kızmadan, bir yerlere zarar vermeden, hızla bastırmadan, ya da sabır çekip dikkatinizi başka yere vermeden önce duygunuzla baş başa kalıp, size söylemek istediğini anlamaya çalışsanız nasıl olurdu? Muhtemelen sizi öfkelendiren kişi ya da durumlara karşı edilgen pozisyonunuzu sürdürme yerine etkili sınırlar çizme konusunda sizi uyarıyor olacaktı. Eğer sınırlarınız bozulduysa (başkalarının duyarsızlıkları, sizin fedakârlığınız ya da herhangi başka bir şey yüzünden) gücünüzü ve bireyselliğinizi yeniden kazanmanızı sağlamak üzere öfke sahneye çıkar. Öfke diğerleriyle kurulan ilişkilerdeki sınırlarınızı etkili bir şekilde yeniden çizme konusunda bir mesaj içerir.

Çoğumuzu durduran, hareketsiz kılan, bazılarının kabul edemediği, bazılarının ise yetersizlikle ilişkilendirdiği korku duygumuzun bize söylemek isteğine güvenip ne demek istediğine odaklandığımızda koruyucu bir içsel mekanizma olduğunu, yeni bir durum ya da değişimle başa çıkabilmek için ihtiyacınız olan enerji ve dikkati size sağlamak için ortaya çıktığını göreceksiniz. Gerçek bir tehlike anında korku duygumuz normal durumlarda asla davranmayacağımız gibi davranmamıza neden olur. Eğer ona izin verirseniz hayatta kalmanız için gerekli olan şey ne ise onu yaptığını tüm içsel kaynaklarınızı harekete geçirdiğini göreceksiniz.

Üzüntü duygusuyla baş başa kalmayan kimse yoktur sanırım. İçinde biraz çaresizlik, bazen biraz umutsuzluk barındırır. Üzüntüyü reddetmeden akmasına izin verdiğinizde kayıplarınızı hissetmeye başlar, sonrasında size hizmet etmeyen şeyleri geride bırakmanız ve rahatlamanız için size yardımcı olur. Elverişsiz kişi ve fikirlere dair geçmişten getirdiğiniz bağlılıklarınızın geride kalması gerektiğinin mesajını içerir, üzüntü. Ona yer açtığınızda yavaşladığınızı ve zihinsel huzurun sizi bulduğunu deneyimlersiniz.

Kıskançlık, haset, panik, yas, mutluluk, memnuniyet ve daha da fazlası hiç bir duygu yerinizde saymanız, durmanız, geriye gitmeniz, olanla yetinmeniz için ortaya çıkmazlar. Duygular sağlıklı bir şekilde ilerlemeniz için ihtiyacınız olanı size sunan birer cevherdir. Yeter ki onları tanıyın, sezgisel olarak sizinle ilgili bildiği şeye ve ortaya çıkma hedefine güvenin.