PAROS Dergisi Aralık Sayısı

Hiç kimse boşanmak için evlenmediği gibi, sorunsuz bir ilişki de yoktur. Kişilik ve ihtiyaçlardaki kalıcı farklılıklar çatışmayı da beraberinde getirir. Bu nedenle ilişkide çatışma doğaldır çünkü her insan biriciktir.

Psikiyatride kriz; bir durum ya da olay neticesinde ortaya çıkan, bireyin baş etme becerilerini geçici olarak yetersiz kılan yoğun bir belirsizliğin yaşandığı karmaşık bir dönem demektir. Kişisel iyilik halinin bozularak, bireyin kendini çaresiz hissettiği duygusal zorlanmaları içeren bir tür psikolojik dengesizlik dönemi gibidir. Bireyin ruhsal dengesinin sarsılması hatta geçici kaybı olarak tanımlanabilir. Toplumlarda artan boşanma oranı toplumsal bir olgu olduğu kadar, bu zorlayıcı yaşam olayı bireylere büyüme ve gelişme fırsatı sunduğu için psikolojide “kriz” niteliği taşır. İlişkilerinde bir şekilde aşamadıkları sorunlar yaşayan ve çoğunlukla boşanma eşiğine gelmiş çiftler sıklıkla psikoterapi desteği almak üzere böyle bir kriz dönemi içerisinde psikologlara başvurmaktadır. Her evlilikte sorun alanları ilişkiye özgü ya da özel olsa da, bir kriz olarak boşanma, ilişkilerde belli belirtiler ile kendini gösteren ve birkaç aşamadan geçen bir süreçtir. İlk evre yadsıma evresidir. Bu evrede eşler kişisel memnuniyetsizliklerine rağmen sanki evliliklerinde hiç sorun yokmuş gibi davranırlar ve genellikle beklenti ve hayal kırıklıklarını dile getirmezler. Gözlemledikleri sorunları kendi içlerinde anlamlandırmaya, ad koymaya ya da inkâr etmeye eğilimlidirler. Dolayısıyla bu evrede yoğun düşünsel faaliyetler ve duygusal dalgalanmalar ön plandadır.

Yadsıma evresi bir ilişkinin boşanmaya doğru gidişini adeta ilan eden (yordayan) en önemli evredir. Dile gelmeyen ya da yapıcı bir şekilde ele alınamayan memnuniyetsizlikler arttıkça, eşler arasında birbirlerine yönelim azalmakta; duygusal uzaklaşma, romantizm ve tutkuda azalma, gündelik stresleri yönetememe, fikir uyuşmazlıklarına düşme gibi her ilişkide daimi ama çözülebilir sorunlar baş göstermeye başlamaktadır. Sonuç, belli bir noktaya kadar, çiftin sorunu nasıl ele aldığına dayanır. Gerek karşılıklı çabalarla gerekse profesyonel yardımla sorunlar dile gelmeye ve aktif bir katılımla çiftler sorunları çözmek için çaba göstermeye başlarlarsa ilişkinin kısa sürede yeniden onarılması hatta eskisine nazaran çok daha doyumlu bir ilişki haline gelmesi mümkün olmaktadır. Ancak bu yapılamadığında bozulan ilişki için yoğun suçluluk ve suçlama duyguları, abartılı öfke ve isyanın görüldüğü “öfke evresi” yaşanmaya başlanır. Temel değer ve hedeflerin sorgulandığı, kavgaların arttığı, duygusal ve fiziksel uzaklaşmanın iyice arttığı bu dönemde huzursuzluk, sabırsızlık, aşırı uyarılmışlık hali vardır. Fiziksel yakınmalar sık görülebilir. Genellikle ailenin diğer üyeleri de (eğer varsa başta çocuklar) ilişkide yaşanan zor durumlardan nasibini almaya başlar.

Bu evreyi genellikle “pişmanlık” evresi takip eder. Öfke duygusu pişmanlıkla yer değiştirip evliliği kurtarma için son çabaların gösterildiği dönemdir. Genellikle eşlerden biri tek başına ya da birilerinin ısrarıyla çift olarak bu evrede psikoterapiye başvurur. Zamansal olarak bakıldığında boşanmadan hemen önceki son çaba gibidir terapi desteği… Bir şekilde pişmanlık duygusu ile tetiklenen kısmi ya da aktif çabaların sonuç vermediği görülürse, eski yapının bozulduğu gerçeği ile de bu dönemde yüzleşilir. Dolayısıyla pişmanlık evresini depresif dönem takip eder. Bu dönem bir nevi sevilen birinin ölümle kaybının bireylerde yol açtığı yas sürecine benzetilebilir. İlişkinin kaybıyla yüzleşen birey yaşamını nasıl devam ettirebileceğini araştırmaya ve yıkıntılarını onarmaya çalışır. Duygusal yoğunluk ve sosyal geri çekilme artar.

Bu dönemin sonuna doğru birey yaşamını yeniden organize etme konusundaki gücünün de farkına varır. Etkinliklerin yeniden organizasyonuyla birlikte krizin çözümlendiği “yeni yaşama tarzının kabulü” evresine geçer ve bu son evredir. Bu dönem oldukça yavaş gelişir ve zaman alır. Geçmişte bırakılan işleri tamamlamaya, kaybedilenin yerini tutabilecek arayışlar içine girmeye ve yeni kararlar almaya başlar. Bu evrede ileri ve geri dalgalanmalar sık görülür. En ufak uyaran, karamsarlık duygularını tetikleyebilir ama geriye gidiş yaşanması beklenmez. Hiç kimse boşanmak için evlenmediği gibi, sorunsuz bir ilişki de yoktur. Kişilik ve ihtiyaçlardaki kalıcı farklılıklar çatışmayı da beraberinde getirir. Bu nedenle ilişkide çatışma doğaldır çünkü her insan biriciktir. Ancak çiftler bu meseleler hakkında ya dialog kurabilirler ya da çıkmaza girerler. Ölüm riski taşıyan birçok hastalıkta erken tanı ve tedavinin öneminin büyüklüğü gibi; aslında boşanma krizine yönelik genel geçer evreleri bilmek, bize tehlike çanlarının çalmakta olduğunu ve sağlıklı önlemler alınmazsa ilişkimizin nerelere kadar gidebileceğini hatırlatacaktır. Bu da gerek açıktan gerekse sinsi sinsi, sorunlar kronikleşmeden mutlu ve sürekli bir ilişki için verilmesi gereken emeğe ve çabaya karşı motivasyon sağlayacaktır. İlişkilerde su akıp yolunu bulmaz.