Kadınlar neden terk edilir

Orjinal Haber : http://www.hurriyet.com.tr/kadinlar-neden-terk-edilir-22040797

Modern yaşamın getirdiği ciddi sorunlardan birisi erkeklerin sorumluluk almaması olarak önümüze çıkıyor. İlişkilerine yeterince duygusal yatırım yapamıyorlar. Hayata ilişkin ortak amaçlar edinemeyen çiftler ilişkiyi sürdüremiyor. Duygu ve düşüncede ortak değerler oluşturmak yerine beden imajı ve geçici heveslerin peşine düşen erkeklerle yaşayan kadınların sık karşılaşmaya başladığı bir durum ‘Terk edilme’ olgusu.

Terk edilme olgusu, bu durumu yaşayan kadınların ruhsal durumları, yaşama bakışları, yanlış oluşturulan inanışlar ve yaptıkları çarpıtmaları Üsküdar Üniversitesi Feneryolu Polikliniğinden uzman Psikolog Seliyha Alten anlattı..

-Terk edilme kavramı yanlış değil mi? Bir etiketleme durumu var mı?
Terk edilme sizin de söylediğiniz gibi yanlış bir kavram ve tabii bir etiket aslında. Ancak ilişkisi gösterdiği tüm çaba ya da fedakârlığa rağmen bitme noktasına gelen ve ayrılık kararını karşı tarafın dile getirdiği ve bu konuda adım attığı durumlarda ilişkisini kaybeden bireyin aslında hissettiği tam olarak bu kelimeyle açılanabiliyor.

O nedenle mi kendilerini terk edilmiş hissediyorlar?
Evet. Gerçekten de kendilerini terk edilmiş, red edilmiş, istenmeyen hissediyorlar. Sıklıkla ilişkileri hakkında konuşurken ya da paylaşımda bulunurken bu kavramı kullanıyorlar. Aslında bir açıdan da kendilerini etiketlemiş olabiliyorlar.

– Bunun öncesinde yani terk edilmenin öncesinde ilişki de sorun var mı yok mu? Buraya bakmak gerekir mi?
Her türlü ilişki aslında dinamik bir yapıdır. Böyle bir yapıda bireylerin devam eden ilişkilerinde yaşadığı zorluklar, maruz kaldığı davranış örüntülerine bakılmalı.

-Bu ne sağlar?
İlişkinin seyrinin ona yaşattığı duygulanım gibi konularda eşlerin her zaman kendilerini yoklamaları ve bu konularda iletişime açık olmaları gerekmektedir. Bunu sağlamalıdır. Biten her ilişkinin öncesinde, tabii kişiler patolojik bir kişilik yapısında değillerse, aslında ilişki içerisinde yaşanan sorunlarla baş edemezlerse iletişimde kopukluklar oluşur. Sorunların çözümü noktasında umutsuzluk hakim olur. Bunlara ayrıntılı bakmak kişiye yarar sağlar.

– İlişkide sorunu olanların kişilik özellikleri nelerdir? Bu önemli midir?
Evet önemlidir. Biz sağlıklı ilişkiyi bir elmanın iki yarısı olarak değil, iki bütün elmanın aynı sepette yan yana durabilmesi şeklinde tanımlarız. Çünkü ilişki yaşayan her bir kişi aynı zamanda hayatta var olan iki ayrı bireydir. Bu nedenle ilişkilerde bireylerin bir yandan ilişkilerini devam ettirirken diğer yandan hayatında var olduğu diğer alanlarla bir denge kurabilmesi sağlıklı ilişkilerin önemli bir noktasıdır. Kişilik özellikleri aslında bireyin bu dengeyi koruyup koruyamamasını belirlemektedir.

-Adanmışlık duygusunun önde olduğu ilişkilere nasıl bakıyorsunuz? Diğer bir ifadeyle ‘Saçını süpürge yapma’ durumu doğru mudur?
Hayır değil. İlişki merkezli yaşamak, hayatının diğer alanlarını yok saymak, kendi değerini ilişki yaşadığı kişinin bakış açısına göre oluşturmak tehlikeli tutumlardandır. Kişinin kişilik yapıları ile ilişkilidir. Bu tarz kişilerin kendine güvensiz, karşı tarafa manevi yatırım yapan, onay almaya ihtiyaç duyan, sevgiyi belli koşulları yerine getirerek hak edeceğini düşünen dolayısıyla da fedakârlığı idealize eden kişiler olduğunu söyleyebiliriz. Burada değinmek istediğim önemli bir nokta fedakârlık anlayışı. Bir birey ilişkilerinde ne kadar fedakârsa o kadar iyi bir birey olduğu noktasında toplumumuz da bir görüş hâkim, dolayısıyla fedakârlık idealize edilen bir erdem olarak sayılmaktadır. Ancak araştırmalar göstermektedir ki, aşırı fedakârlık ilişkinin dengesini bozar. Karşı tarafın beklentisini yükseltir. Dolayısıyla da bu beklentiler karşılanamadığı içinde depresyona sebep olan bir faktör olur.

-Kaçının mı diyorsunuz fedakarlıktan? Fedakarlık ilişkiyi feda etmeye kapı aralıyor sanki!
Aynen öyle! Bu nedenle ilişkilerde aşırı fedakârlıktan kaçınılmalıdır. Bunu onaylamıyoruz. İlişki dengedir. Dolayısıyla ilişkilerde çok pasif ya da çok dominant olmak da bu dengeyi bozar. Uzun vadede ciddi sorunlara yol açmaktadır. Biz klinik pratiğimizde bunu sık görüyoruz.

– Hangi kişilik tipleri kaçmaya daha yatkındır peki?
Sanırım en çok merak edilen konulardan bir tanesi de bu. Çünkü nedense ilişkisinde dengeli davranamayan, gördüğü en ufak stres durumda savaşmak yerine kaçmayı tercih eden kişiler bunlar. İlişkiye çok fazla yatırım yapmayan bu kişiler belli gelişim dönemlerindeki bireylere daha çok çekici geliyor. Ya da bireyler bu kişileri anlamak için daha fazla efor sarf ediyor. Birini sevebilmek, bir ilişkiye yatırım yapabilmek aslında insan hayatında güzel duygulara neden olur. Ama da riskli bir davranış olarak da düşünülebilir. Birine bağlanmak, bir ilişkiye alışmak onu kaybetme tehlikesiyle yüz yüze kalındığında insan acı veren de bir durumdur. Dolayısıyla insanların bu acıyla baş edebilme potansiyelini kendilerinde görmeleri bir ilişkiye yatırım yapabilmesi için önemli bir noktadır.  Dolayısıyla kaçmayı tercih eden insanları aslında bağlanmaktan korkanlar ve bağlanmak istemeyenler olarak ikiye ayırabiliriz.

-Nedir aradaki fark?
Bağlanmak istemeyenler genelde davranışlarının sorumluluğunu almaktan kaçınırlar. Dürtüleri ile hareket eden, özgürlüğüne düşkün, ilişkinin verdiği sorumluluğu kısıtlama gibi hisseden bireylerdir. Uzun süreli, dengeli ve sağlıklı bir ilişki kuramazlar. Bağlanmaktan korkanların ise genelde kafası karışıktır. Ne istediğini bilemeyen, kendine güvenmeyen, eninde sonunda terk edileceğine inanan bireylerdir. İlişkilerinde yaşadığı terk edilme kaygısı en ufak stres durumunda kalmaya değil kaçmalarına neden olmaktadır.

– Burada temel faktör sorumluluk alamamak mı, stresli ortamlardan kaçmak mı?
Aslında bu ikisini birbirinden keskin bir şekilde ayırmak ne kadar doğru emin değilim. Çünkü konuştuğumuz şey insan. Ama illa böyle bir ayrım yapmak gerekirse bağlanmaktan korkan birey stresli ortamdan kendini uzaklaştırır. Bağlanmak istemeyen kişi ise sorumluluk almamaktadır.

– Yüzleşmek, ilişkiyi analiz etmek için gerekli mi? Ne sağlar?
Kesinlikle. İki insanın etkileşimde olduğu bir yerde durağan bir yapıdan söz edemeyiz. Bireyler ilişkilerinde maruz kaldığı olumlu olumsuz her türlü tavır, davranış, duygulanım ve beklentileri konularında birbirlerine geri bildirimde bulunmaları önemlidir. Bu da bireye olumlu davranışlarını devam ettirme, olumsuz davranışlarını düzeltme imkânı sağlamaktadır. Sağlıklı ilişkinin anahtarı sağlıklı kurulan iletişimdedir.  Her ilişkide sorunlar olur. Önemli olan bunu konuşabilmek ve sorunun üzerine birlikte giderek çözüme kavuşturmaktır. İletişimin doğru kurulamadığı ilişkilerde bireyin tek taraflı yaptığı analiz aslında kişinin kendine yönelik temel inanışlarından (Biz buna şemalar diyoruz) yola çıkarak yapılacağı için objektiviteyi yansıtmayabilir. Mutlaka karşısındaki bireye bu anlamda açık davranmalıdır. Aksi halde ilişki hep olasılıklar üzerinden yürür sağlıklı bir teme oturmaz.

– İlişki doğru şemalarla analiz edilmezse sonuç ne olur? Bir de şema dediğiniz inanışları biraz daha açar mısınız?
Elbette. Önce ilk soruya cevap vereyim. Aslında doğru ya da yanlış şema yoktur. Sağlıklı ya da sağlıksız şemalar vardır. Şema erken dönem kişilik gelişiminde bireyin ebeveyn tutumlarından yola çıkarak geliştirdiği inanışlardır. Kendini, karşısındakini ve dünyayı algılarken kullandığı temel inanışlardır.

-Örnekleyebilir misiniz?
Elbette. Bakım vereni tarafından sevilen, ihtiyaçları düzenli bir şekilde giderilen çocuğun bu anlamda geliştireceği temel inancı “sevilmeyi hak ediyorum” olur. Olumlu şemalar bireyin diğerlerini ve dünyayı anlamasında işlevseldir. Ancak bir de olumsuz şemalar vardır ki bunlardan biri de terkedilme şemasıdır. Ebeveyni tarafından küçük yaşlarda terkedilen çocuklarda terkedilme şemasının oluşması olasılığı yüksektir. Bu şemaya sahip bireyler ilişkilerinde ne yaparlarsa yapsınlar terkedileceklerine, karşısındaki insanı bir şekilde kaybedeceklerine inanırlar. Dolayısıyla nasıl olsa kaybedeceğim inancıyla ilişki kurmaktan kaçınır ya da kurduğu ilişkilerde terk edilmeye duyarlı bir tutum sergilerler. Yani açılmayan bir telefon aramasını terkedilme sinyali olarak görüp, davranışlarını bu inanca göre şekillendirirler.  Dolayısıyla eşler arası iletişimin önemi burada ön plana çıkmaktadır. Bu eşler arasında konuşulabilir bir durum olmadıkça da bu tarz yanlış yorumlamalar ilişkinin bitmesine neden olabilir.

– Kişi neden çarpıtmalara yönelir? Özellikle ilişkilerde?
Burada düşüncelerin duygu ve davranış üzerine etkisinden söz etmekte fayda görüyorum. En basit anlatımla ne düşünüyorsak onu hisseder, ona göre davranırız. Yani bir olay, bir durum, bir kişi hakkındaki düşüncelerimiz davranışlarımızı belirler. Fakat her olay/ her durum her insan da aynı düşünceye neden olmaz. İşte aynı durum ya da olayda insanların farklı düşünmelerine sebep olan şey temel inanışlarımızdır.

-Az önceki telefon örneğinde olduğu gibi mi?
Evet. Açılmayan bir telefonu terk edilme inanışına sahip bir birey “beni aldatıyor o nedenle açmıyor” gibi düşünürken; sağlıklı şemalara sahip bir birey ” işi var demek ki, nasıl olsa görünce beni arar” gibi düşünür. Bu iki düşüncenin kişiye hissettireceği duygu ve bir sonraki adımdaki davranışı farklılık gösterir. Bilişsel çarpıtmalar temel inanışlarımızın yön verdiği/ öğrettiği düşünce hatalarından başka bir şey değildir.
– Şema ve inanışlarımız olaylara bakışımızı belirliyor ve bedel ödetiyor. Bu nedenle mi önemli?
Evet. Daha önceki sorularda bu konuya değindik ama şema genel anlamda bireyin kendini, diğerlerini ve dünyayı algılarken temel aldığı inanışlardır. Bu inanışlar erken dönem ebeveyn tutumları ve yaşanılan deneyimler sonucunda oluşur. Bilince yakın değillerdir, fark edilmesi ve değiştirilmesi kolay değildir. Değişim için psikoterapi desteği şarttır.

– Şemalar, yanlış inanışlar terk edilmeye kişiyi nasıl götürdüğü konusunu biraz daha ayrıntılandırmak mümkün mü? Düğüm burada sanki!
Kesinlikle. Aslında burada kendini doğrulayan kehanet dediğimiz süreç yaşanmaktadır. İlişkilerinde terk edilmeye duyarlı kişi bunu dünyanın sonu gibi algılar. Her türlü olumsuz olay ve tavır karşısında bilişsel çarpıtmalar yaparak bu inanış çerçevesinde durumu değerlendirir. Ve buna göre davranır. Bunun yansımaları şu şekilde olmaktadır. Ya terk edilmemek için (kaçınılmaz sonuç) eşini uzaklaştıracak kadar yapışır, küçük ayrılıkları bile terkedilme işareti olarak algılayarak aşırı tepkiler verir ya da yakın ilişkilerden kaçınır, yalnızken alkol kullanır, ilişkilere gönüllü yatırım yapar. Bu iki davranış şekli de uzun süreli sağlıklı bir ilişkinin kurulmasını engellediği için ya terkedilir ya da ilişki yaşamaktan kaçınıp temel inancını pekiştirir. �

 Her sorun yaşanan ilişki de terk etme veya terk edilme var mıdır?
 Terk edilme ya da terk etme kavramı aslında ilişkinin bitiş şekline göre insanın hissedişine bağlı geliştirdiği bir etiketleme. İlişkinin yürümemesi, bitmesi her zaman bir terk edilme ya da terk etme eylemi olmamaktadır. Karşılıklı tüm çabalara rağmen devam etmeyen ilişkilerde söz konusudur, bu tarz durumlarda bireyler kendilerine böyle bir etiketleme yapmamaktadır. Dediğim gibi bu hissedişin bir yansımasıdır.

– Kışkırtıcı, sürekli eleştirici, şüpheci davranışların terk edilmekte etkisi var mıdır?
Her türlü ilişkide bu tarz davranışlar ilişkinin sağlıklı yürümemesine neden olur. Birey bu tarz bir yapıya maruz kaldığı ilişkiye yatırımını bir süre sonra geri çeker. Bu yapı aile içi ilişkilerinde ise kişiden uzaklaşma, iletişimini minimuma indirgeme şeklinde görüleceği gibi arkadaş ilişkilerinde ya da romantik ilişkilerde ilişkiyi sürdürmeme bir daha o insanı görmeme şeklinde kendini gösterir.

– Terk edilen kadınların hayat yükleri artıyor mu? Çevre ve aile bireyleri bakımından?
Kendini terk edilmiş hisseden bir kadın her şeyden önce kendi yükünü bu hissedişiyle arttırıyor zaten. Değersiz, sevilmeyi hak etmeyen, eninde sonunda vazgeçilecek biri olarak kendini tanımlamak ve buna inanmak hayatta var oluşumuzu ketleyen bir unsur.

– Değersizlik duyguları nasıl aşılır kişi yaşadığı bu durum nedeniyle bu duyguya girmişse?
Herkesin ilişkileri bitebilmektedir ancak herkes değersiz hissetmemektedir. Bu insanın önce kendine değer vermesi ile ilgilidir. Kendine bu konuda cimri davranan bir bireyin yani kendine değer vermeyen bir insanın dışardan kaynaklarla bu değeri elde edebilmesi mümkün değildir.

 – Güven problemleri aslında bir yerlerde saklanan bir duygu mudur ve ortaya çıktığında nasıl giderilebilir?
Evet haklısınız. Güven problemleri genelde erken dönem olumsuz ilişkiler kaynaklı olabilir. Yine ilişkilerinde travmatik deneyimler yaşamanın bir sonucu olarak da karşımıza çıkabiliyor. Kişinin bunu sorun olarak ele alması ve bunu değiştirmek istemesi çok önemli bir nokta. Gerekli motivasyon ve uzman işbirliği ile giderilebiliyor. Bu dikkate alınmalıdır.

– Terk edilmişliğin yükünü hafifletmek için eski anıları unutmak mı gerekir?
Unutmak insanın bilinçli bir çabasının sonucu değildir. Dolayısıyla unutmaktan söz etmek yerine, her deneyimin bize katacağı öğreteceği şeyleri almalıyız. Anılarla barışmaya çalışmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.  Bunu yapabilmek için de insanın ilişkisinde kendisinin terkedilmesine sebep olarak gördüğü şeyleri analiz etmeli. Varsa değiştirebileceği şeyleri değiştirmek için motive olmalı. Yaşanan her ne olursa olsun kişinin yeni deneyimlere açık olabilmesi gerekir.

– Bazı bağımlı diyebileceğimiz kişilerde görülen hemen yeni bir ilişkiye başlamak da bir çözüm müdür?
Hayır. Biten ilişkinin yükü hafifletilmeden yeni bir ilişkiye başlamak riskli bir durumdur. Önceleri bireyin kafasının dağılmasına, odak noktasının biten ilişkisinden çıkmasına sebebiyet vermesi için rahatlatıcı bir durum gibi gözükebilir. Yeni ilişkide en ufak sorunun ona kendini olması gerekenden daha fazla kötü hissettirmesi ve bununla başa çıkamaması olasılığı yüksektir.

– Bu kötü deneyim yani terk edilmiş olması kişinin daha sonra hayata nasıl yansır?
Sevilen birinin kaybı (sembolik ya da gerçek) insan hayatında başlıca bir kriz durumudur. Aslında bu tarz kriz durumları o an için travmatik olsa da, insanların kendileri ve hayatları adına yeni kararlar aldığı, yeni yapılanmalara gittiği dolayısıyla değişime açık olduğu en önemli dönemlerdir. Dolasıyla bu dönemi sağlıklı bir şekilde atlamak için uğraşmak krizi fırsata çevirmek için bireye şans tanır. Ancak bu durum sağlıklı bir şekilde aşılamazsa kişide uzun vadede psikiyatrik rahatsızlıklara kadar giden psikolojik sorunlar yaşanabilir.

– Terk edilen kişilerde hangi psikiyatrik sorunlar görülür? Klinik deneyiminiz neyi gösteriyor?
Terk edildiğini düşünen bireylerde en çok görülen sorun depresif belirtilerdir. Hayattan zevk almazlar, enerjileri azalır, günlük aktivitelerini yapmaktan kaçınırlar, sosyal ilişkilerini devam ettirmezler, kendilerini değersiz, çaresiz görür ve öyle tanımlarlar.

– Terk edilen kadında bir daha aşık olamam duygusu gelişir mi?
Olayı nasıl değerlendirdiğine bağlı olarak bu duygu gelişebiliyor. Aslında bu bir daha terkedilmemek yani öyle hissetmemek için gösterdiği bir kaçınma davranışıdır.

 Terk edilmenin güzel, zeki ve çekici kadın olup olmamakla ilgisi var mı?
Çekicilik ilişkinin başlangıç aşamasında yani flört denilen dönemde önemli bir faktördür. Yapılan araştırmalar güzel ve çekici olmanın fark edilme olasılığını arttığını gösteriyor. Ancak sağlıklı bir ilişki fiziksel güzelliğin çok daha ötesinde faktörleri içerisinde barındırır. Bu yaklaşım o nedenle sağlıklı değil.

– Kadınların erkeklerden duygu olarak uzaklaşması da erkeklerin terk edilmesi değil midir?
Duygu olarak uzaklaşmak eyleme dökülmediğinde terk edilme diye adlandırılmasa da, tabii ilişkinin devam etmesindeki en önemli faktör ortadan kalkmış olur ve bu durum aslında her iki cins için geçerlidir.

– Çocukluk dönemlerinde özgüven sorunu yaşamayanlar terk edilme sonrasında daha erken toparlar mı?
Evet, bir kere yaşadığı olumsuz deneyiminden çıkardığı sonuçlar farklı olacaktır. Özgüven eksikliği bulunan birey ilişkinin bitimindeki tüm olumsuz durumları kendine atfederken, objektiviteyi kaçırmakta ve sonuçta olması gerekenden çok daha kötü bir duygulanıma sahip olmaktadır. Ancak özgüveni yüksek bireyler her deneyimi öğretici bir durum olarak görür. Kendilerine yeniden şans verir.

 Terk edilen kişide terk edilmek takıntılı bir düşünce haline gelir mi?
Duruma odaklanma ilişkinin bitiminde en çok görülen şeydir. Ama bunun acı hafifledikçe, zaman geçtikçe, deneyim eskidikçe azalarak geçmesi beklenir. Olumsuz deneyime takılıp kalmak ise başlı başlına bir sorundur. Psikiyatrik anlamda hastalıklara sebebiyet vermektedir. Bu eğilim varsa dest almak ihmal edilmemelidir.

– Terk edilmenin acısını hafifletmek için neler önerirsiniz?
Öncelikle biten ilişkiye yönelik duygusal birikmişliğin boşaltılması gerekmektedir. Konuşmaktan ve paylaşmaktan kaçınma durumla baş etmeyi zorlaştırmaktadır. Bireyin kendini sosyal ortamlara kapatmaması gerekmektedir. Arkadaş ve aile çevresi yani sosyal destek almaya açık davranmalıdırlar. Bu destek takıntılı bir şekilde ilişkiden bahsetmek anlamında kullanılmamalıdır.

 – Sonraki ilişkilerinde de terk edilme duygusu yaşamalarının riskleri nelerdir?
Sağlık bir şekilde atlatılamadığında sonraki ilişkilerinde terk edilme duyarlılığının artması söz konusu olabilir ya da ilişki kurmaktan kaçınabilirler. Bu durumda aslında travmatik deneyimin olumsuz içsel inanışlarını pekiştirir.

– Terk edilme acısının geçme süresi var mı? Neler uzatır?
Sevilen birinin kaybında 1 sene içerisinde krizin sağlıklı bir şekilde atlatılması beklenir. Ancak sembolik kayıplarda bu durumun bir süresi olmamakla birlikte kişinin acıyla baş etme mekanizmalarını ne kadar doğru ve işlevselse bu süre o kadar kısalacaktır. Hayattan kendi soyutlamak, ilişki odaklı davranmak, sosyal anlamda kendini kısıtlamak, kendini yalnızlaştırmak sağlıklı baş etme yöntemleri değildir.

-Terapisinde neler çalışırsınız?
Öncelikle biten ilişkiye yönelik ventilasyonun sağlanması yani duygusal birikmişliğin boşaltılması önemlidir. Danışan ilişkisinde yaşadığı olumlu olumsuz her türlü anıyı ve hissedişi paylaşması konusunda cesaretlendirilir. Daha sonraki aşama ilişki dengesini bozduğu ve bireyin ilişkilerde sorun yaşamasına sebep olduğunu gördüğümüz olumsuz temel inanışların, düşüncelerin, bilişsel çarpıtmaların, davranışların ele alınması ve danışana farkettirilmesidir. Farkındalığın sağlandığı konularda da terapötik müdahalelerde değişim için çalışılmaktadır.