EMDR ve Panik Atak

EMDR, 1987 yılında ilk kez geliştirildiğinden bu yana klinik çevrelerin büyük bir kısmı tarafından geniş çapta kabul görmüştür. Devam eden süreçte EMDR üzerine yapılan bir çok bilimsel araştırma sayesinde bugün kapsamlı bir tedavi yöntemine dönüşmüş durumdadır. Bir çok psikiyatrik durumlara özgü geliştirilen EMDR protokollerinin tedavi başarısı görüldükçe, kullanım yaygınlığı artmıştır. EMDR’ nin uygulandığı psikiyatrik durumlardan birisi de panik ataklarla seyreden panik bozukluktur.

Panik atağı ani ortaya çıkan, dakikalardan saatlere kadar uzanabilen yoğun korku ve tedirginlik dönemidir. Panik ataklar başlı başına bir rahatsızlık değildir; panik bozukluğu, özgül fobi, sosyal fobi ve travma sonrası stres bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlıklarda ortaya çıkan bir belirtidir. Panik atağı beklenmedik bir anda herhangi bir tetikleyici durumdan bağımsız başlayabileceği gibi; bilinen ya da özgül bir tetikleyici ile de başlayabilir. Ancak genellikle ilk panik atağı beklenmediktir. Atak genellikle hızla artan belirtilerin olduğu 10 dakikalık bir dönemle başlar.

Panik atağında görülen başlıca zihinsel belirtiler; öleceği ya da kötü bir şey olacağına ilişkin yoğun korku ya da hislerdir. Atak sonrasında kişiler genellikle kafa karışıklığı ile konsantrasyon sorunlarının eşlik ettiği, güvenlik algısının sarsıldığı bir duruma girerler. Korkunun kaynağını belirtemezler. Bedensel belirtiler ise genellikle çarpıntı, taşikardi, solunum güçlüğü ve terlemedir. Atak genellikle 20-30 dakika nadiren bir saatten uzun sürer. Belirtiler hızlı bir şekilde ortadan kalkabilir. Genellikle bekleme anksiyetesi denilen panik atağı sonrasında diğer bir atağın yaşanacağına dair yoğun bekleme kaygısı yaşayabilirler.

Panik atağı, kişiye ciddi bir düzeyde rahatsızlık veren, hayat kalitesini önemli ölçüde düşüren ve sıklıkla işlevselliği etkileyen bir durumdur. Atak sırasında yaşanan gerginlik ve sıkıntının yükü oldukça yüksek olmasının yanında, ataklar arasında da her an atak yaşama korkusu ile karakterize olan uyarılmışlık hali de söz konusudur. Bu da rahatsızlığın yükünü daha da arttırmaktadır. İlk ataklar genellikle acil servis başvurusu ile son bulur. Fizyolojik muayene ve tetkikler sonrası atakların herhangi bir biyolojik temele dayanmadığı tespit edildikten sonra psikiyatri uzmanlarına yönlendirilirler.

Panik bozukluğunun kalıcı olarak tedavisinde psikoterapinin yeri önemlidir. EMDR de bu alanda uygulan bir yöntemdir. Panik bozuklukta EMDR; danışanın öyküsünün alınıp, değerlendirilmesinden sonra baştan sona bir tedavi süreci olarak kullanılabildiği gibi bilişsel davranışçı terapi gibi bu alanda sıklıkla kullanılan ve başarılı sonuçlar alınan diğer terapi tedavilerine eklenerek 2-3 seanslık destek uygulamaları şeklinde de kullanılabilir.

Danışanların öykülerine bağlı olarak EMDR tedavisine karar verildiğinde, ilk panik atağı deneyimi travmatik deneyim olarak ele alınır ve danışan bu atağa duyarsızlaşana kadar yani o anları hatırladığında rahatsızlık yaşamayana kadar EMDR tekniği ile çalışır. İlk bir kaç atak deneyimi bu şekilde çalışılan danışanlarda ataklara karşı daha kontrolde hissetme, bekleme kaygısında azalma ve ataklarla baş etmede güçlenme görülür. Ancak atakların tamamen yok olması için EMDR tedavisinin standart protokolüne bağlı olarak kişinin geçmişte yaşadığı, panik atağa zemin hazırlayan ve/veya duygusal olarak zorlandığı bazı anıların ve şimdiki zamanda ya da gelecekte atağı tetikleme olasılığı bulunan güncel ortamlar ve durumlar da tedaviye dahil edilmelidir. Danışan terapist işbirliği ile belirlenen geçmiş anılar ve güncel ya da olası tetikleyiciler EMDR tekniği ile duyarsızlaştırılıp, yeniden işlenir.